Külliyen Brifing, Liyakat Mafiş, Nihayetinde Kokteyl

Ortalıkta sürekli bir liyakat ve işin ehli olma gibi kavramlar uçuşup duruyor.

Politikacılar liyakatli kadrolarımızla hizmetinizdeyiz diye meydanlarda bizlere sesleniyorlar. Liyakatin ne kadar önemli bir şey olduğunu üstüne basa basa anlatıp, “işte liyakatli kadrolar, içinizden biri” gibi ifadelerle bizlere adaylarını tanıtıyorlar.

İmamlar cami kürsüsünden “Allah size, emanet ve yetkileri o konuda güvenilir ve yetenekli olan ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, kim olursa olsun adâletle hükmetmenizi emrediyor.” Nisa:4/58 ayetini okuyarak emanetin veya işlerin liyakatli kimselere verilmesinin ne kadar mühim olduğunu vurgulamaya çalışıyorlar.

Halk da kendi arasında “adama göre iş veriliyor, işe göre adam seçilmiyor kardeşim” diyerek birbirlerine sitem ederek dertleşiyorlar. Tabi bu arada her biri kendini o işin ehli olarak görüyor.

Kısacası herkes liyakat abidesi…

Liyakat kelimesini Türk Dil Kurumu “Bir kimsenin kendisine iş verilmeye uygunluk, bir işi yapabilecek yetenekte olma, yeterlilik” olarak açıklıyor.

Herkes üç aşağı beş yukarı, kişileri liyakatli olmadıkları işlerde istihdam etmenin hem o işe, hem o kimseye, hem de o işten faydalanmaya çalışan insanlara karşı bir adaletsizlik ve zulüm olduğunu iyi biliyor.

Liyakat sahibi olmayan insanlarla, yapılmak istenen işlerin güdük kalacağını, ehil olmayan insanın, o işi yaparken isteksiz, gönülsüz yapacağını, beceri yetersizliği başta olmak üzere birçok nedenle motivasyonunun hızla biteceğini ve birçok insanı hayal kırıklığına uğratacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Herkes liyakate vurgu yaparken, işin ehli olmayı önemsediğini söylerken, işinin ehli ve liyakat sahibi olmayan milyonlarca insan nasıl oluyor da itibarlı mesleklerde, etkili ve yetkili makamlarda koltuk kapıp ülkenin ve insanların kaderini belirleyecek konumlara gelebiliyor hiç düşündünüz mü?

Aslında bu soruya güç ve gücün kültürü arasındaki bağı anlatan bir yazımda farklı bir açıdan cevap vermeye çalışmıştım. Bu yazımda, sonuçlarıyla görünen ve hissedilen ancak nedenleriyle ortaya koyulamayan ve çözüm üretilemeyen liyakatsizlik sorununa bir çözüm önerisi sunmak istiyorum.

Konuyu zihinlerinize yaklaştırmak için örnek bir olay anlatmak isterim.

2009 yılında mahalli idarelerin birinde görev yapmaya başlamıştım. Belediyeye ilk geldiğim ay içerisinde, insan kaynakları yönetimi süreçlerinde kullanılan DISC Kişilik Envanteri ile Personel Görev Analizi ve Personel Profil Analizi çalışması yaptım.

disc - işi ehline ver

DISC Kişilik Envanteri, çalışanların karakteristik özelliklerini ve temel yetkinliklerinin değerlendirerek doğru adamı doğru işe koymak için dünyada çok yaygın olarak kullanılan bir kişilik değerlendirme aracıdır. Bilimsel bir yöntemle kişinin öne çıkardığı davranış özelliklerini, duygu ve düşüncelerini analiz eder. Bir kişiyi istihdam ederken ve çalıştırırken en doğru kararı vermemize yardımcı olur.

Bende bu metodu belediyede uygulamak için tüm personellere DISC Kişilik Envanteri formunu dağıttım. Üzerinde 28 adet soru olan bu formları tüm personeller doldurduktan sonra topladım. Bir yazılım aracılığı ile raporlama yaptım. Her personelle ilgili iletişim becerilerini, liderlik ve yöneticilik yetkinliklerini, karar alma tarzlarını, motivasyon kaynaklarını, stres durumlarını, zamanlarını nasıl yönettiklerini, hangi işlere yatkın olduklarını, eğitim ihtiyaçlarını ve daha burada yazamadığın onlarca özelliklerini anlatan üç klasör dolusu raporlama yaptım. Tabi bu arada belediyedeki tüm görev yerlerinin Personel Profil Analizlerini de hazırladım. Yani hangi koltukta nasıl biri oturmalı sorusuna cevap aradım.

Neticede artık elimde hem personellerin Personel Profil Analizleri hem de belediyedeki görev yerlerinde nasıl birilerinin çalışması gerektiğini gösteren Personel Görev Analizlerinin raporları oluşmuş oldu. Şimdi sıra bu verileri birbiriyle kıyaslamaya gelmişti. Kıyaslama neticesinde belediyenin %64 oranında bir kısmının yaptığı işle uyumlu personeller olmadığını gördüm. Belediye başkanı, başkan yardımcısı ve müdürler dahil tüm personellerin kişisel davranış kalıplarının, yaptıkları işlerin gerektirdiği davranış kalıpları ile ciddi anlamda örtüşmediğini, örtüşenlerin de kişisel eğitim ihtiyaçlarına uygun olarak eğitilmediklerini ve kariyer yönetimine tabi tutulmadıklarını gördüm.

disc grafiği - liyakat

“Verdiğin üç klasör raporlamaya ne oldu?” diye sorarsanız. Ben size sonucu Arapça anlatayım.

“Külliyen brifing, liyakat mafiş, nihayetinde kokteyl.”

Aradan iki yıl geçti ve tonlarca para verip yaptırılan Vatandaş Memnuniyet Anketi raporlarında özellikle yerlerini değiştirin veya eğitimle destekleyin dediğim personellerin çalıştığı departmanların karne notu çok düşük geldi. Çünkü liyakat sahibi olmadıkları halde falan filanın ricası ile orada durdukları için yerlerini değiştirmeye kimsenin gücü yetmedi. Ve bu arkadaşlara gerekli eğitimler de verilmediği için düşük not kaçınılmaz oldu.

Buraya kadar yazdıklarımdan sonra şunu diyebilirim ki, politikacıların, kamu ve özel sektördeki yöneticilerin, ayet hadis okuyan o imamların ve liyakate çok önem veriyormuş gibi konuşan insanların çoğunluğunun derdi liyakat falan değil. Öyle bir dertleri olsa ellerinde doğru adamı doğru yere koymak için kullandıkları bilimsel bir metot olurdu. Veya en azından bu metodun var olduğunu görür ve öğrenip kurumlarına adapte etmek için çırpınırlardı. 

Kamuda işler böyleyken, özel sektörde farklı mı? Tabi ki de değil. Bunu da zaman içerisinde danışmanlık yaptığım ve görev yaptığım şirketlerde bizzat gördüm. O zaman daha net anladım ki, bu ülkede kamu kurumlarında ve özel şirketlerde liyakat sorunu kolay kolay bitmez. Sadece herkes tarafından edebiyatı yapılır.

Doğru işe doğru insanı görevlendirebilmek için, ortaokuldan başlayarak öğrencileri kişiliklerine uygun olan mesleklerle buluşturmayı becerebilmemiz gerekiyor. En nihayetinde biz insan kaynakları yöneticilerinin önüne gelen liyakat sorununu çözmek için batıda bir sürü bilimsel çalışma yürütülüyor. Biz ise hala hiçbir faydası olmayan yöntemlerle liyakat sorunu çözmeye çalış(m)ıyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı, bilgi ezberletmeye dayalı değilde yeteneğe göre insan yetiştirdiğinde, kamu kurumları ve özel şirket yöneticileri, DISC Kişilik Envanteri gibi bilimsel yöntemleri kurum kültürlerinin bir parçası yaptıklarında ve kariyer yönetimine önem verdiklerinde bu ülkenin daha ehil insanların elinde hızla gelişeceğine inanıyorum.

Ancak şuan ki eğitim sistemini, siyasilerin görevlendirme stratejilerini, şirketlerin personel seçme ve kariyer yönetimi sistemlerini gördükçe çok ümitli olamıyorum.

İnsanların, sadakate ve itaate göre değil de liyakate göre istihdam edildiği günleri görmek ümidiyle…

Bunları da inceleyebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir